|| Kopuk GençLik || Zamane GençLerin SanaL Mekanı ||

OOOPS Bİ DAKKA KARDEŞ !


Şimdi Hacı Sen Bu Foruma Zati Üyeysen Sorun Yok,Giriş Yap.

Haa Yok Üye FeLan DeğiLim Üye oLupta Ne İşime Yarıyacak Diyorsan Oku;
Komedi,Arkadaşlık,İyi Vakit,Sanal Bi Aile Hatta Yetim ve Öksüz KardeşLerimize Sanal Ana ve Babada Oluruz Üye oL Yeter...

Sayfayı FaceBook'ta Paylaş
Design By Sahirâne Design ©
Tıkla Beğen
Erzurum

    Oktay Sinanoğlu - (1935 - )

    Paylaş
    avatar
    (fog)'(x)
    PatRoN
    PatRoN

    Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok !
    Cinsiyetim Cinsiyetim : Erkek
    Kayıt Tarihim Kayıt Tarihim : 14/01/10
    Yaşım Yaşım : 27
    MemLeketim MemLeketim : Yarimin Yanı
    Mesaj Sayım Mesaj Sayım : 2732

    default Oktay Sinanoğlu - (1935 - )

    Mesaj tarafından (fog)'(x) Bir Perş. Mayıs 06, 2010 5:31 pm

    Oktay Sinanoğlu (Oktay Sinanoğlu Kimdir?-Oktay Sinanoğlu
    Hayatı, Biyoğrafisi Hakkında)

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu (1935 -
    .... )

    Doğum
    tarihi 25 Şubat 1935
    Doğum yeri
    Bari, Italya
    Eğitimi
    Kimya (Üniversite)
    Mesleği
    Kimyacı, akademisyen, bilim adamı
    Oktay
    Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935, Bari, İtalya), Türk kimyager,
    akademisyen, bilim adamı.

    Oktay
    Sinanoğlu, TED Yenişehir Lisesi'ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak
    girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği
    okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley
    Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.

    1957'de
    Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü 8 ayda birincilikle bitirerek
    yüksek kimya mühendisi oldu. 1960'ta Yale Üniversitesi'nde yardımcı
    doçent olarak çalışmaya başladı.

    26
    yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile "associate
    professor" (doçent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını
    bilim dünyasına kazandırdı ve "full professor" ( profesör ) ünvanını
    aldı. Bu ünvan ile modern üniversite tarihinin ve Yale Üniversitesi
    tarihinin en genç profesörü oldu. Yale Üniversitesi tarihinin son 100
    yılında bu unvanı kazanan en genç insanıdır.

    1964'te
    Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde danışman profesör oldu. Yale
    Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. Dünyada
    yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden
    biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğuna
    açıklama getirmiştir. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne (National
    Academy of Sciences) üye seçilen ilk ve tek Türk oldu. Dünyanın pek çok
    yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi.

    İki
    defa Nobel' e aday gösterildi. Defalarca Nobel Akademisinin isteği
    üzerine Nobel'e adaylar gösterdi. Dünyanın sayısız yerinde sayısız
    buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi.
    Oktay
    Sinanoğlu Nobel Fizik Ödülü için aday gösteren kurumun üyesidir.Bu
    alanda görev yapan ilk Türk profesörüdür.

    28
    yaşından beri devam ettiği Yale Üniversitesi'nde moleküler biyoloji ve
    kimya olmak üzere iki kürsüde profesör olarak görevini sürdürüyor.
    Yıldız Teknik Üniversitesi'den ise emekli oldu.


    Kitapları Türk Aynştaynı , Türkiye İş Bankası
    Yayınları (Söyleşi Kitabı)
    "Bye Bye
    Türkçe": Bir Nev-York Rüyası, Otopsi, (2000).
    Hedef
    Türkiye, Otopsi, (2002).
    Büyük
    Uyanış, Otopsi, (2002).
    Ne Yapmalı? Yeniden
    Diriliş ve Kurtuluş İçin..., Otopsi, (2003).





    OKTAY SİNANOĞLU
    Sayın
    Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu; dünyanın en genç yaşta profesör olmuş
    kişisi ve Nobel adayı. 1953 yılında Ankara’da TED’in Yenişehir Lisesini
    birincilikle bitirdi. O zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçe’ydi,
    takviyeli yabancı dil dersleri vardı, sonradan kolej oldu. TED
    tarafından Amerika’ya burslu Kimya Mühendisliği için gönderildi. 1956
    yılında Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniversitesi,
    Berkeley’de Kimya Mühendisliğini birincilikle bitirdi. 1957’de Amerika
    Birleşik Devletlerinde MIT’den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu.
    Alfred Sloan ödülünü aldı. 1959’da Kaliforniya Üniversitesi,
    Berkeley’de; Kuramsal Kimya Doktorasını yaptı, doktorasını yaparken iki
    ödül kazandı. 1959-1960 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom
    Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı. 1961’de hem Harward, hem de
    Yale’de kendisinin yeni Nicem (“Kuvantum”)Kimyası ve fiziği üzerine
    teorileri hakkında üst düzey derslerde yeni buluşlarını anlattı. 1962
    yılında Batının 300 yılda en genç profesörü oldu (26 yaşında Yale
    Üniversitesinde); 1962 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi mütevelli
    heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu’na mahsus olmak üzere kendisine Danışman
    Profesör unvanını verdi. Türkiye’de de kuramsal kimya bölümünü kurdu.
    Ortadoğu Teknik Üniversitesinde eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi.
    Ama, tabii olmadı. 1964’de Moleküler Biyoloji konusunda ikinci
    kürsüsüne Yale Üniversitesine atandı. 1973’te Almanya’nın en yüksek
    Aleksander von Humboldt Bilim Ödülünü ilk kazanan kişi oldu. 1975’te
    Japonya’nın Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülünü kazandı; yine 1975
    yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu’na ilk ve tek, Türkiye Cumhuriyeti
    Profesörü unvanı verildi. 1976’da Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti Özel
    Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim
    ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin
    ilk ve tek Türk üyesidir. Hindistan’ın Devlet Misafiri olarak, Hintli
    Bakanlarla ve Cumhurbaşkanıyla görüşmüştür. Meksika’da aynı seviyede
    Üçüncü Dünya Bağımsızlığı için çalışmıştır. 1962’den günümüze dek ilk
    TÜBİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi ödülünü, 1992’de Bilgi Çağı,
    1995’te İLESAM Üstün Hizmet Ödülünü, ayrıca Yılın Fikir Adamı, Yılın
    Bilim Adamı ödüllerini aldı. Yıldız Teknik, Yesevi Kazakistan ve benzeri
    bir çok kuruluşta profesör, mütevelli heyeti üyesi, Atatürk Kültür
    Kurumu asli üyesidir. 250 kadar uluslararası bilimsel yayını, bilim
    kuramları, çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır. Türkiye’de de
    Türkçe pek çok yayın yapmıştır. Değişik ülkelerde iki kez Nobel’e aday
    gösterilmiştir.



    “GİTMESEYDİM,
    AMERİKA’nın KÖLESİ OLURDUM”



    Oktay
    Sinanoğlu ABD Yale Üniversite’nde 26 yaşında profesör olmuş, kimya
    alanında gerçekleştirdiği kuramları ile dünyayı ayağa kaldırdığı bu
    yıllarda Time, Der Speigel başta olmak tüm dünya basınının kapağında yer
    almıştı. Dünya çapında ülkemizin adını duyururken iki kez Nobel’e aday
    gösterilmişti. Uzun zaman basının ilgisinden uzak duran Prof. Sinanoğlu
    artık millete kimsenin söyleyemediği bir çokşeyi söylemenin görevi
    olduğuna inanıyor.

    Prof. Oktay
    Sinanoğlu dünyanın dört yanındaki birçok üniversitenin öğretim üyesi,
    Kırk yıla yakın çapında bilim adamları yetişirmiş, sayılmayacak kadar
    ödülle ve kendi adını taşıyan kuramlara sahip. Onunla Yıldız
    Üniversitesi’ndeki mütevazi odasında konuşuyoruz. Bu görkem ve gözlerden
    fışkıran bu zekaya son derece mütevazi. IQ’sunun Einstein’dan bile
    yüksek oluşundan söz edilmesine bile izin vermiyor. Oysa Batı dünyasının
    300 yıldır en genç profesörü olma rekorunu kırmış. Boğaziçi
    Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitelerinin kurulmalarında önemli
    rol oynamış.

    Asla kendi
    konusuyla sınırlı kalmamış. O, kendisini dünyadaki her soruna karşı
    sorumlu hisseden, dünya ile gerçekten barışık nadir insanlardan. Bir
    yandan bilim dünyasının alt üst ederken, diğer yandan yıllardır. Yatıyla
    okyanusları dolaşıyor, tarih dahil bir çok konuya meraklı. Uçak
    kullanıyor, beş yıl kadar önce pilotluk brövesi almış. Bunca yıl
    yurdundan uzak kalmış olmasına karşın çok temiz bir Türkçe ile
    konuşuyor. Bu arada anlatmaktan hoşlanmasa da saz çaldığından, ne kadar
    güzel dans ettiğinden biraz çapkın olduğundan da söz edildiğini duyduk.
    Beyninin hiç körelmemesinde tüm bunların da bir anlamı olsa gerek

    “Anadolu’yu
    dahi dolaşıp bir takım konuşmalar yapmaya çalışıyorum. Kamuoyunu
    devamlı ıvır zıvırlarla meşgul ediyorlar ve alttan götürüyorlar.
    Türkiye’de bizim gibilerden başka da kimse çıkıp bir şey söylemiyor. Ya
    bilmiyorlar, ya korkuyorlar ya da satılmışlar. Dolayısıyla bize çok iş
    düşüyor. Başkaları bunlarla uğraşsa da biz de matematikle uğraşsak çok
    iyi olacak ama ne yapalım. Bu da boynumuzun borcu”


    Aslında Amerika’ya hiç de isteyerek gitmemiş,
    Şimdiki Ankara Koleji o zamanın Yenişehir Lisesi’nde önem verilen
    misyoner okullarından nefret edilen zaman “Daha ilkokuldan bize denirdi
    ki; Harput’ta Merzifon’da bile bir sürü Amerikan koleji vardı. Lozan’dan
    önce Osmanlı’yı bunlar yıktı. Silah depoluğu yaptı, Azınlıkları
    kışkırttı, Bulgar isyanını Robert Kolej’den yetişen biri çıkardı. “Türk
    kimliği Türk kültürü içinde çağdaşlaşmak ve hatta dünyanın önüne geçmek
    amaç

    “Derken biz son sınıfa
    geldik. Derneğin parası bitti, okulu kapatacağız. Başınızın çaresine
    bakın dediler. Bir senemiz kalmış. Eylül’de geldik ki okul duruyor mu
    diye okul duruyor. Üstelik her yer boyanmış gıcır gıcır on beş tane
    İngiltere’den ve Amerika’dan öğretmen gelmiş. Hoppala ........... Benden
    başka o zaman ‘ya kardeşim bu okul iflas ediyordu, bunların parası
    nerden çıktı? Diye soran yok. Gelen hocaların en başı da Mr. Browning,
    bize ingilizce dersine geliyor. Mr. Browning sınıfa Oxford
    Üniversitesi’nin kara cüppesi ile geliyor Bunlar aslında 12. Asırda
    karatay Medresesi’nden binaları cüppeleri ve doktora sistemi filan aynen
    kopye edilerek alınmıştır. Baktım ders aralarında gelir gelmez Türk
    gazetelerini okuyor, gayet iyi Türkçe biliyor. Bir tatil oluyor, Erzurum
    taraflarına gidiyor. O zamanlar oralar yasak bölge kimse gidemiyor.
    Aslında adama insan olarak da hayranım öğrendim ki Oxford
    Üniversitesinde klasikler kürsüsünde Don ünvanı var. Çok büyük bir adam
    Ankara’da kı kırtipyoz bir okulda ingilizce ders vermesinin ne anlamı
    var? Hatta benim huylandığımı anladı ‘Ben casusum zaten filan diye dalga
    geçti. Yirmi yıl sonra İngiltere kraliçesinden en büyük madalyayı
    aldığında da benden başka kimse ‘Mr. Browning denen bu adama ingiltere
    kraliçesi bu kadar büyük bir madalyayı niye verir? Diye sormadı.”

    Baş
    döndürücü bir kariyer. Cumhuriyet tarihinin yakın tanığı 1948 yılında
    Missouri gemisinin gelişini Türkiye’nin başına gelen en büyük
    felaketlerin başlangıcı olarak görüyor. Kızılay’da otururlarken
    Amerikalı bir çavuşun kapısının önüne park ettiği motorunu hayranlıkla
    ellediği için camdan tüfekle ateş ederek öldürdüğü çocuk ve yeni yapılan
    TBMM’nin bahçesine inşa edilen binanın Amerikan karargahı oluşu
    unutamadığı anılarından “Ben bunları görerek büyüdüm ve beni Amerika’ya
    göndermek istiyorlar. Önce asla kabul etmedim, ihanet olarak gördüm.
    Sonra birileri akıl verdi. Oğlum senin bir yarım anan var ona bir şey
    olsa nasıl okuyacaksın. Aç kalırsınız. Sen git sonra bildiğini oku dedi.
    Başkanın odasında; ki bu hayatımın dönüm noktasıdır; arkasında da Türk
    bayrağı ve Atatürk resmi. Baktım ve içinden yemin ettim; gideceğim orada
    bu adamları bu düşmanı içinden tanıyacağım ve kısmet olursa orada söz
    sahibi olacağım ve burada onlarla mücadele edeceğim. Anlamıştım ki
    burada kalırsam zaten Amerika’nın kölesi olacağım. Ve gittik, çok şükür
    ki bunları yapmakta söz konusu oldu. Sonuç alıyor muyuz bilmiyorum ama
    kavgamızı yapıyoruz.”

    Ancak
    derdini anlatabildiği bir ingilizce ile 17 yaşında kendini Amerika’da
    bulmuş. Okuldakilere şok üzerine şok yaşatarak sene ortasında bitirme
    sınavlarını alarak iki gün içinde üç sınıf atmamış. “Bilim dili
    ingilizce filan değildir. O İngiliz safsatasıdır, bilim dili
    matematiktir. Berkeley’e geçtim. Arkasından Amerika’nın öbür ucundan bir
    burs geldi master için. Sekiz ayda da onlar bitti. Ben zaten bir yandan
    araştırmalarıma kendim başlamışım, ne yapacağımı bilmiyorum. Bu arada
    kayağa dağlara tırmanmaya gidiyorum. Hoca beni ortalıkta göremiyormuş;
    Valla, birkaç çalışma yaptım gelip anlatayım dedim. Anlattım, önce
    inanmadı. Tahtada bir iki saat ispat ettik ‘ Aman, bunları hemen
    yayınlamalıyız.’ Dedi bu kadarı fazla bile sana doktora için dediler.”

    O
    arada “Atom moleküllerinin çok elektronlu teorisi” diye konuyu ortaya
    atmış. Meğerse buna da bütün bu işin babaları 50 senedir bu iş çözülemez
    derlemiş. Dünyada bir kıyamet kopuyor. O artık kendi deyimiyle “Rock
    starları” gibi, devamlı uçaklarda, dünyanın bütün üniversitelerinin
    kürsülerindedir. Sonunda Yale’de karar verir, hiç olmazsa deniz
    kıyısıdır. Yale olur da Harward rahat verir mi? Bir yıl kadar her
    ikisinde birden çalışır. Derken profesör olur. 26 yaşında iş
    arkadaşlarının hepsi 50’nın üstünde Fakülte toplantılarında en genç o
    ...Bütün dünyanın dergilerinde o. Bunları övünerek anlattığını sanmayın.
    Onun duygusal tepkisi farklıdır. “Ben bunları geçen sene yaptım bunlara
    ne oluyor, ne kıyameti koparıyorlar, artık başka işlere başlamışım. Ben
    hiçbir zaman da şu olayım, bu olayım, para veya mevki kazanayım diye,
    okulda da hiçbir zaman not alayım diye çalışmış değilim. Bu arada
    Türkiye’de beni örnek gösterip özel kanun çıkarmışlar ki bu gibi adamlar
    olursa askerliği 33 yaşına kadar erteleyelim diye,”

    Ankara’daki
    okula atılan çengel. Aklında hep Türkiye’deki eğitim ve neler olduğu
    vardır. O zamanlardan bu işlerin nereye gideceğinin farkındadır. Kendi
    okulunun başına gelen örneklerin çoğalıp çoğalmadığını şiddetle merak
    etmektedir. Bir de bakar ki yüzlerce Anadolu Lisesi kurulmuştur üstelik
    bunlara bir de üniversiteler eklenmektedir. “Kendi çocukları için
    tanıyacağı imkanların bir kısmını bir ülke yabancı öğrenciye niye
    verir.? Kendi kültürünü tanıtmak kendi dilini öğretmek kendine taraftar
    olacak insanları o ülkelerde yetiştirmek için verir. Bir konuşma yap
    dediler. Çok sevindik; dünyanın bin bir ülkesinde konuşmuşuz sonunda
    kendi ülkemizde konuşacağız. Şiveme filan bir şey olmuştur diye
    çalıştım. Hazırlandım. Salon dolmuş en önde zevat oturuyor. Biz başladık
    Türkçe konuşmamızı yapmaya Önden Dekan Bey kalktı yüzü mosmor yanıma
    geldi. Utanmış vaziyette Oktay Bey İngilizce anlatın dedi. Şoke oldum.
    Ben memleketime geliyorum diyorlar ki Türkçe olmaz sınıfta yabancı
    öğrenciler varmış. Ben de dedim ki Türkçe bilmeyen varsa kusura
    bakmasın, ben Türkçe anlatmaya hasretim. Onlar çıksınlar ben onlara
    sonra ingilizce anlatırım iki pakistanlı el kaldırdı: Zaten biz Türkçe
    öğrenmek istiyoruz dediler...”

    Bunu
    diyen bu dekan, geçen sene istanbul’da Uluslararası Kimya Kurultayı’nı
    yaptıklarında dünyadan adı sanı duyulmaz bir sürü adamı çağırırken
    Profesör Sinanoğlu Türkiye’de olduğu halde bir tek onu davet etmek.
    Gelenler sorarlar. “Oktay nerede bu toplantıda?”. Böylesi dünya
    çapındaki bir bilim adamına küçük hesaplar sonucu yapılan bir tavır...
    Her şeye rağmen bir takım odaklar onu hiçbir zaman içlerine
    çekememişler. Bunun çocukluktan itibaren Türkiye’de dönen dolapların
    kısmen içine düşmüş olmaya bağlıyor ve bir örnek veriyor.

    “Ben
    elli sene öncesinden bu işin eleştirisini yapıyordum ve bu hale
    geleceğini de biliyordum. Bakın size bir misal vereyim; 1973’de
    Amerika’da en büyük bilimsel yayınevlerinden birinin danışmanıydım. Adam
    bana dedi ki Bize Washington’dan çok gizli bir rapor geldi, sen
    Türkiye’ye çok bağlısın biliyorum. O yüzden aslında yasak ama ben sana
    bunu vereyim. Rapor şu;

    1973’de
    devlet ya da CIA neyse bir araştırma şirketine yüzbinlerce dolar vererek
    gizli bir araştırma yaptırıyor. Yakın bir gelecekte örneğin yirmi otuz
    sene sonra Türkiye’nin dili toptan İngilizce olduğu zaman anaokulundan
    başlayarak üniversitelerin sonuna kadar Türkiye’de Amerikan-İngiliz
    kitap şirketleri için ne kadar bir Pazar oluşur. Üstünde mühür var.
    Şahsa mahsustur. Çok gizli getirdim bunu burada akıllı sandığım
    birilerine verdim. Kayboldu rapor. Bugün yirmi sene ya geçti ya geçmedi
    bir de duruyoruz ki her türlü okulda artık dışarıdan direkt ithal bu
    kitaplar ders kitabı olarak satılıyor ve okunuyor. Yani bu iş bitmiştir.
    Nerdeyse sömürgelerde bile bu durum yoktur.

    Bizdeki
    devletin milli eğitim sistemindeki mantığının herkes 250 kelimelik bir
    Tarzanca-İngilizce konuşsun kendi dilini unutsun başka hiçbir şey
    öğrenmesin şekline dönüştüğünü söylüyor. İngilizler bur oyunu
    Hindistan’da yaptıkları zaman herkes İngilizce öğrensin ki ilelebet köle
    olsunlar politikasındaydı. Bizim devletin de yaptığı budur. Eğitimle
    sömürgeleştirmektir. Bu bir ülkede eğitim dilini ana okullarına
    indirdiğin zaman bir nesil içinde o ülkede o dil bitiyor. En basit
    lafları söylüyorum üniversite öğrencisine anlamıyor.

    Onu
    asıl rahatsız eden eskiden sadece aydınlara el atmaya çalışanların artık
    ellerinin cemaatlere halka uzanması şöyle anlatıyor düşüncelerini
    “Anadolu imam hatip lisesi imam hatip lisesi iyi midir kötü müdür ayrı
    sorun ama her halde imam hatip lisesindekinin Arapça-Farsça bilmesi daha
    mantıklıdır. Müslümanlığı İngilizin kitabından okuyacak. Oyuna bak.
    Endülüs’ü kurtardık daha buralar hala duruyor diyorlar. PKK filan daha
    hikayedir. Bunlar Kürdistan filan kurdurmaz. Ya tamamen Amerikanın
    kölesi olacak ya da biraz kıpırdanınca çaresiz İran’la işbirliği yapacak
    İran bugün Batı’nın baş düşmanı. Amerika, İngiliz buna izin verir mi?
    Bu durumun sonunda Türkler de Kürtler de hepsi hava alacaktır. Buralar
    birkaç kavim arasında dışardan paylaşılacak Sevr filan hafif kalacak.
    Nerelerin kimlere verilecek şimdiden belli, bu iş bitiyor. Bu ara bizim
    millet daha farkında değil....













    kaynak: GeldiK [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



    Şiit ! Misafir, Konuya Mesaj Yazmıyacakmısın? Bak Seni Geçenler Var ! Ezilme Bence...

     [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    avatar
    OmRX~
    Bölüm Sorumlusu
    Bölüm Sorumlusu

    Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok !
    Cinsiyetim Cinsiyetim : Erkek
    Kayıt Tarihim Kayıt Tarihim : 04/06/10
    Yaşım Yaşım : 21
    Mesaj Sayım Mesaj Sayım : 302

    default Geri: Oktay Sinanoğlu - (1935 - )

    Mesaj tarafından OmRX~ Bir Salı Haz. 29, 2010 1:48 pm

    Tşkkler ..)

      Forum Saati Ptsi Tem. 24, 2017 9:06 am