|| Kopuk GençLik || Zamane GençLerin SanaL Mekanı ||

OOOPS Bİ DAKKA KARDEŞ !


Şimdi Hacı Sen Bu Foruma Zati Üyeysen Sorun Yok,Giriş Yap.

Haa Yok Üye FeLan DeğiLim Üye oLupta Ne İşime Yarıyacak Diyorsan Oku;
Komedi,Arkadaşlık,İyi Vakit,Sanal Bi Aile Hatta Yetim ve Öksüz KardeşLerimize Sanal Ana ve Babada Oluruz Üye oL Yeter...

Sayfayı FaceBook'ta Paylaş
Design By Sahirâne Design ©️
Tıkla Beğen
Erzurum

    Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    Paylaş
    avatar
    (fog)'(x)
    PatRoN
    PatRoN

    Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok !
    Cinsiyetim Cinsiyetim : Erkek
    Kayıt Tarihim Kayıt Tarihim : 14/01/10
    Yaşım Yaşım : 28
    MemLeketim MemLeketim : Yarimin Yanı
    Mesaj Sayım Mesaj Sayım : 2732

    default Peygamber Efendimizin Mucizeleri

    Mesaj tarafından (fog)'(x) Bir C.tesi Mayıs 15, 2010 7:51 pm

    Sevgili Peygamberimizin hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek
    çoktur.

    Peygamberimizin mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:

    Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak,
    Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır.

    İkincisi
    , bi’setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir.

    Üçüncüsü
    , vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir.

    Bunlardan birincilere, (İrhas) yani, başlangıçlar denir. Her biri de
    ayrıca görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere
    ikiye ayrılırlar. Bütün bu mucizeler o kadar çoktur ki, saymak mümkün
    olmamıştır. İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu
    bildirilmiştir. Bunlardan bazılarını aşağıda bildireceğiz.

    1- Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü
    Kur’an-ı kerimdir.
    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    2- En büyük mucizelerinden birisi de Mirac
    mucizesidir.

    3-
    Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, Ay’ı ikiye
    ayırmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır.
    Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş
    kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip, (Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır)
    dediler. Muhammed aleyhisselam, herkesin ve hele tanıdıklarının,
    akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Mübarek ellerini kaldırıp dua
    etti. Allahü teâlâ, kabul edip, Ay’ı ikiye böldü. Yarısı bir dağın,
    diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize
    sihir yaptı dediler. İman etmediler.

    Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:
    (Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar [müşrikler] bir
    mucize görünce hemen yüz çevirirler ve "Eskiden beri devam ede gelen
    bir sihir
    [büyü] derler.) [Kamer 1,2]

    4- Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında, susuz
    kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları
    arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen
    seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin
    kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır.
    Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

    5-
    Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı
    koyduklarında, (Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim) sesi
    işitildi.

    6-
    Medine’de, mescid-i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı.
    Resulullah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Buna Hannane denirdi.
    Minber yapılınca, Hannane’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini,
    bütün cemaat işittiler. Minberden inip, Hannane’ye sarıldı. Sesi
    kesildi. (Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar
    ağlardı)
    buyurdu.

    7-
    Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek
    parçalarının arı sesi gibi, Allahü teâlâyı tesbih ettikleri çok
    görülmüştür.

    8-
    Bir gün, bir köylüyü imana davet etti. Müslüman bir
    komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi. Mezarına
    gittiler. İsmini söyleyerek kızı çağırdı. Kabir içinden ses işitildi ve
    dışarı çıktı. (Dünyaya gelmek ister misin?) buyurdu.
    (Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem. Burada babamın evindekinden
    daha rahatım. Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi) dedi. Köylü
    bunu görünce, hemen imana geldi.

    9-
    Tirmizi ve Nesai’nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki
    gözü a’ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü teâlâya dua et,
    gözlerim açılsın dedi. (Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi!
    Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya
    koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed
    aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın
    için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana
    şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!)
    duasını
    okumasını buyurdu. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu
    duayı müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.

    10-
    Medine’de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya
    Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak
    oluyor. İmdadımıza yetiş dedi. [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut
    yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen
    yağmur başladı. Birkaç gün devam etti. Yine minberde okurken, o kimse,
    ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam,
    tebessüm etti ve (Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan
    eyle!)
    buyurdu. Bulutlar açılıp, güneş göründü.

    11-
    Cabir bin Abdullah diyor ki, çok borcum vardı. Resulullaha
    haber verdim. Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere
    dolaştı. (Alacaklılarını çağır, gelsinler!) buyurdu.
    Her birine hakları verildi. Yığından bir şey eksilmedi.

    12-
    Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip,
    boş kabı geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın
    gelerek, (ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz?Acaba günahım
    nedir?) dedi. (Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü
    teâlânın hediyene verdiği berekettir)
    buyurdu. Kadın çocukları
    ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka bir
    kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resulullaha haber
    verdiler. (Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi,
    hiç eksilmezdi)
    buyurdu.

    13-
    Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü. Bu
    mucizesi üç kısımdır:

    Birinci kısmı, kendi zamanından evvel olan ve kendisine sorulan
    şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kâfirlerin, katı kalbli
    düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuştur.

    İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir.

    Üçüncü kısmı, kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette
    olacak şeyleri bildirmesidir.

    Burada ikinci ve üçüncü kısımlardan birkaçı aşağıda bildirilecektir.

    [İslam’a davetin başlangıcında, müşriklerin eziyetlerinden,
    sıkıntılarından dolayı, Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret
    etmişlerdi. Resulullah, Mekke’de kalan Eshab-ı kiramla beraber, üç sene
    her türlü görüşme, alış-veriş yapma, müslümanlardan başka bir kimse ile
    konuşmama gibi, bütün içtimai muamelelerden men olundular. Kureyş
    müşrikleri, bu karar ve ittifaklarını bildiren bir ahdname yazarak,
    Kâbe-i muazzamaya asmışlardı. Her şeye kâdir olan Allahü teâlâ (Arza)
    denilen bir çeşit kurdu [ağaç kurdu] o vesikaya musallat etti. Yazılı
    bulunan (Bismikellahümme) [Allahü teâlânın ismi ile]
    ibaresinden başka, ne yazılı ise, hepsini o kurtcuk yedi, bitirdi.
    Allahü teâlâ bu hâli Cibril-i emin vasıtası ile Peygamber efendimize
    bildirdi. Peygamber efendimiz de bu hâli amcası Ebu Talibe anlattı.
    Ertesi gün, Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin
    Rabbi Ona şöyle haber vermiş. Eğer söylediği doğru ise, bu hâli
    kaldırıp, eskiden olduğu gibi dolaşmalarına, başkaları ile
    görüşmelerine mani olmayınız. Eğer söylediği doğru değilse, ben de Onu
    artık himaye etmeyeceğim, dedi. Kureyşin ileri gelenleri, bu teklifi
    kabul ettiler. Herkes toplanarak Kâbe’ye geldiler. Ahdnameyi Kâbe’den
    indirerek açtılar ve Resulullahın buyurduğu gibi, (Bismikellahümme)
    ibaresinden başka, bütün yazıların yenilmiş olduğunu gördüler.]

    Acem padişahı Hüsrev’den Medine’ye elçiler geldi. Bir gün, bunları
    çağırıp, (Bu gece, Kisranızı kendi oğlu öldürdü) buyurdu.
    Bir müddet sonra, oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi. [İran
    şahlarına Kisra denir.]

    14- Bir gün, zevcesi Hafsa validemize, (Ebu
    Bekir ile baban, ümmetimin idaresini ellerine alacaklardır)
    buyurdu.
    Bu sözle Hz. Ebu Bekir’in ve Hafsa validemizin babası olan Hz. Ömer’in
    halife olacaklarını müjdeledi.

    15- Ebu Hüreyre’yi “radıyallahü teâlâ anh” Medine’de,
    zekat olarak gelmiş olan hurmaların muhafazasına memur etmişti. Bir
    kimseyi hurma çalarken yakaladı. Seni Resulullaha götüreceğim dedi.
    Hırsız, fakirim, çoluğum çocuğum çoktur diyerek yalvarınca, bıraktı.
    Ertesi gün, Resulullah Ebu Hüreyre’yi çağırıp, (Dün gece
    bıraktığın adam ne yapmıştı?)
    buyurdu. Ebu Hüreyre anlatınca, (Seni
    aldatmış. Yine gelecektir)
    buyurdu. Ertesi gece yine geldi ve
    yakalandı. Tekrar yalvarıp, Allah aşkına bırak dedi ve kurtuldu.
    Üçüncü gece, tekrar gelip yakalanınca, yalvarmaları fayda vermedi. Beni
    bırakırsan, birkaç şey öğretirim, sana çok faydası olur, dedi. Ebu
    Hüreyre kabul etti. Gece yatarken, (Âyet-el kürsi)yi okursan Allahü
    teâlâ seni korur, yanına şeytan yaklaşmaz dedi ve gitti. Ertesi gün,
    Resulullah efendimiz, Ebu Hüreyre’ye tekrar sorup cevap alınca, (Şimdi
    doğru söylemiş. Halbuki kendisi çok yalancıdır. Üç gecedir kiminle
    konuştuğunu biliyor musun?)
    buyurdu. Hayır bilmiyorum deyince,
    (O kimse şeytan idi) buyurdu.

    16-
    Rum İmparatorunun orduları ile harp için (Mute) denilen
    yere asker gönderdiğinde, sahabeden üç emirin arka arkaya şehid
    olduklarını, kendisi, Medine’de minber üzerinde iken, Allahü teâlânın
    göstermesi ile görerek yanındakilere haber verdi.

    17-
    Muaz bin Cebeli vali olarak Yemen’e gönderirken,
    Medine’nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi. (Seninle
    dünyada artık buluşamayız)
    buyurdu. Hz. Muaz Yemen’de iken
    Resulullah efendimiz Medine’de vefat etti.

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]18-
    Vefat ederken, mübarek kızı
    Fatıma’ya, (Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın)
    buyurdu. Altı ay sonra Hz. Fatıma vefat etti. Akrabasından ondan evvel
    kimse vefat etmedi.

    19-
    Kays bin Şemmasa, (Güzel olarak yaşarsın ve şehid
    olarak ölürsün)
    buyurdu. Hz. Ebu Bekir halife iken Yemamede
    Müseylemet-ül-Kezzab ile yapılan muharebede şehid oldu.
    Hz. Ömer’in ve Hz. Osman’ın ve Hz. Ali’nin şehid olacaklarını dahi
    haber verdi.

    20-
    Acem padişahı Kisranın ve Rum padişahı Kayserin
    memleketlerinin müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah
    yolunda dağıtılacağını müjdeledi.

    21-
    Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve
    sahabeden olan Ümmi Hiram’ın o gazada bulunacağını haber verdi. Hz.
    Osman halife iken müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp
    ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehid oldu.

    22-
    Mübarek kızı Fatıma’nın oğlu Hasan “radıyallahü teâlâ
    anhüma” için, (Bu oğlum çok hayırlıdır. Allahü teâlâ,
    müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır)

    buyurdu. Büyük bir ordu ile Muaviye’ye “radıyallahü anh” karşı harp
    edeceği zaman, fitneyi önlemek, müslümanların kanının dökülmemesi için
    hakkı olan halifeliği Muaviye’ye “radıyallahü anh” teslim etti.

    23-
    Abdullah ibni Abbas’ın annesine bakıp, (Senin bir
    oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!)
    buyurdu. Çocuğu
    getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek ağzının
    suyundan ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. (Halifelerin
    babasını al, götür!)
    buyurdu. Hz. Abbas, bunu işitip, gelip
    sorunca, (Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır.
    Onlar arasında seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir
    kimse bulunacaktır)
    buyurdu. Abbasiyye devletinin başına çok
    halifeler geldi. Bunların hepsi, Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu.

    24-
    Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul
    olunarak faydalarını görmüşlerdir.
    Hz. Ali buyuruyor ki:
    Resulullah beni Yemen’e kadı [Hakim] olarak göndermek istedi. Ya
    Resulallah! Ben kadılık yapmasını bilmiyorum dedim. Mübarek elini
    göğsüme koyup, (Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir.
    Hep doğru söylemek nasip eyle!)
    buyurdu. Bundan sonra bana
    gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim.

    25-
    Nabiga ismindeki meşhur şair şiirlerinden birkaçını
    okuyunca, Araplar arasında meşhur olan (Allahü teâlâ dişlerini
    dökmesin)
    duasını buyurdu. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri
    ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu.

    26-
    Amcası Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Resulullahı çok üzdü.
    Çirkin şeyler söyledi. Buna çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna
    köpeklerinden birini musallat eyle!)
    buyurdu. Uteybe, Şam’a
    ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu. Bir
    aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince,
    kaptı parçaladı.

    27-
    Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup
    gönderdi. Alçak Hüsrev, mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid
    eyledi. Peygamber efendimiz bunu işitince, çok üzüldü ve (Ya
    Rabbi! onun mülkünü parçala!)
    buyurdu. Resulullah hayatta iken
    Hüsrevi oğlu Şireveyh hançerle parçaladı. Hz. Ömer halife iken, acem
    memleketinin tamamını müslümanlar feth edip, Hüsrev’in nesli de, mülkü
    de kalmadı.

    28-
    Allahü teâlâ, Habibini belalardan korurdu. Ebu Cehil,
    Resulullahın en büyük düşmanı idi. Kâbe-i muazzama yanında namaz
    kılarken, alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek, bıçakla üzerine
    yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun
    dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok
    kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe
    atacaklardı. Bunu müslümanlar işitip, Resulullah efendimize
    sorduklarında, (Allahü teâlânın melekleri, onu yakalayıp
    parçalayacaklardı)
    buyurdu.

    29-
    Resulullah efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden
    birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu
    mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti
    yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet
    oldu.

    30-
    Selman-ı Farisi, hak din aramak için, İran’dan çıkıp
    çeşitli memleketleri dolaşmaya başladı. Beni Kelb kabilesinden bir
    kervan ile Arabistan’a gelirken Vadi’-ul kura denilen mevkide hainlik
    edip bir yahudiye köle diye sattılar. Bu da, akrabası, Medineli bir
    yahudiye köle olarak sattı. Hicrette Resulullahın Medine’ye teşriflerini
    işitince, çok sevindi. Çünkü, kendisi nasrani âlimi idi. En son
    rehberi büyük bir âlimin tavsiyesi ile, ahir zaman Peygamberine iman
    etmek için Arabistan’a gelmişti. O âlim, Resulullahın vasıflarını
    öğretmiş, Onun hediye kabul edip, sadaka kabul etmediğini, iki omuzu
    arasında mühr-ü nübüvvet olduğunu ve pek çok mucizeleri olduğunu
    Selman’a bildirmişti. Selman-ı Farisi, Resulullaha sadakadır diyerek
    hurma getirdi. Resulullah onlardan hiç yemedi. Hediyedir diye bir
    tabakta yirmibeş kadar hurma getirdi. Resulullah efendimiz ondan yedi.
    Bütün Eshab-ı kiram da yediler. Yenilen hurma çekirdekleri bin kadardı.
    Resulullahın bu mucizesini de gördü. Ertesi gün bir cenaze defninde
    mühr-ü nübüvveti görmek arzu etti. Resulullah, bunu anlayıp mübarek
    gömleğini sıyırarak mühr-ü nübüvveti gösterdi. Selman hemen imana
    geldi. Birkaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altın
    ödemek şartı ile azat edilmesine söz kesildi. Resulullah bunu işitti.
    Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti. Ağaçlar o sene
    meyve vermeye başladı. Birini Ömer “radıyallahü teâlâ anh” dikmişti. Bu
    ağaç meyve vermedi. Resulullah efendimiz, bunu çıkarıp mübarek elleri
    ile tekrar dikti. Bu da hemen meyve verdi. Bir gazada, ganimet alınan,
    yumurta kadar altını Selman’a “radıyallahü teâlâ anh” verdiler.
    Resulullaha gelip, bu gayet azdır. Binaltıyüz gram çekmez dedi. Mübarek
    ellerine alıp tekrar Selman’a verdi. (Bunu sahibine götür) buyurdu.
    Yarısı ile efendisine olan borcunu ödedi. Yarısı da, Hz. Selman’a
    kaldı.

    31-
    Kureyş kâfirlerinden Velid bin Mugire, As bin Vail, Haris
    bin Kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Muttalib, Resulullaha cefa ve
    eziyet etmekte başkalarından aşırı gidiyorlardı. Cebrail aleyhisselam
    gelip, (Seninle alay edenlere cezalarını veririz...)
    mealindeki Hicr suresinin 95. âyetini getirip, Velidin ayağına,
    ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dördüncüsünün başına,
    beşincisinin gözlerine işaret etti. Velid’in ayağına bir ok battı. Çok
    kibirli olduğundan, eğilerek oku çıkarıp atmak, kendine ağır geldi.
    Demiri topuk damarına batıp, siyatik hastalığına yakalandı. As’ın
    ökçesine diken battı. Tulum gibi şişti. Harisin burnundan devamlı kan
    geldi. Esved bir ağaç altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup,
    diğer Esved de, a’ma olup, hepsi helak oldular.

    32-
    Devs kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke’de
    imana gelmişti. Kavmini imana davet için Resulullahtan bir alamet
    istedi. (Ya Rabbi! Buna bir âyet (delil) ihsan
    eyle)
    buyurdu. Tufeyl, kabilesine gidince, iki kaşı arasında
    bir nur parladı. Tufeyl, ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka
    yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım
    için cezalandırıldığımı zannederler dedi. Duası kabul olup, nur
    yüzünden gitti. Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı.
    Kabilesindekiler zamanla imana geldiler.

    33-
    Hicretin yedinci senesinde Resulullah efendimiz, Habeş
    padişahı Necaşi’ye ve Rum imparatoru Herakliyus’a ve Acem padişahı
    Husrev’e ve Bizansın Mısır’daki valisi Mukavkas’e ve Şam’daki valisi
    Haris’e ve Umman Sultanı Semame’ye mektuplar göndererek, hepsini imana
    davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini
    bilmiyorlardı. Ertesi sabah, o dilleri söylemeye başladılar.
    (Mir’at-ı Kâinat)



    Şiit ! Misafir, Konuya Mesaj Yazmıyacakmısın? Bak Seni Geçenler Var ! Ezilme Bence...

     [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

      Forum Saati Çarş. Mayıs 23, 2018 6:32 pm