|| Kopuk GençLik || Zamane GençLerin SanaL Mekanı ||

OOOPS Bİ DAKKA KARDEŞ !


Şimdi Hacı Sen Bu Foruma Zati Üyeysen Sorun Yok,Giriş Yap.

Haa Yok Üye FeLan DeğiLim Üye oLupta Ne İşime Yarıyacak Diyorsan Oku;
Komedi,Arkadaşlık,İyi Vakit,Sanal Bi Aile Hatta Yetim ve Öksüz KardeşLerimize Sanal Ana ve Babada Oluruz Üye oL Yeter...

Sayfayı FaceBook'ta Paylaş
Design By Sahirâne Design ©️
Tıkla Beğen
Erzurum

    şeytani Bir Leke.

    Paylaş
    avatar
    (fog)'(x)
    PatRoN
    PatRoN

    Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok !
    Cinsiyetim Cinsiyetim : Erkek
    Kayıt Tarihim Kayıt Tarihim : 14/01/10
    Yaşım Yaşım : 28
    MemLeketim MemLeketim : Yarimin Yanı
    Mesaj Sayım Mesaj Sayım : 2732

    default şeytani Bir Leke.

    Mesaj tarafından (fog)'(x) Bir C.tesi Mayıs 15, 2010 7:54 pm

    Sürüler halinde uçuşuyorlar;
    kıpır kıpır, simsiyah. Konacak yer arıyorlar pürüzsüz beyaz. Her yüz bir
    meydan, her el bir yol o meydana inen. Alınlara, kaşlara, gözlere,
    burunlara ve en çok dudaklara iniyorlar sessizce. Radarlar bozuk.
    Aynalar ıssız. Alıcılar çalışmıyor. Alıcı kuşlar gibi dönüyor lekeler
    başlar üstünde.
    Ayda adım atmak da ne! Güzel yüzlerde cüzam
    iştahıyla yürüyorlar! Ayak bastıkları yerde başlıyor çürüme. Sırra kadem
    bastıklarında bitiyor oyun. Elma dersem çürüme! Fakat ne dedim ki her
    gün bir parçanı kaybediyorsun. Burunsuz kokluyorsun çiçeği, elsiz
    dokunuyorsun duvara, gözsüz seyrediyorsun filmi. Kör olduğunu kimse
    bilmiyor, yanında nefsin bastonu. Hem dudaksız da konuşabilirsin. Daha
    korkunç olur bu. Sesin yankılanır, kayalıklardan bir koro arkanda.
    Kelimelerin bir göktaşı gibi düşer. Ruhta devasa çukurlar!



    Avını arıyor şeytanî leke. Yeter ki üstünlük yarası açılsın. Bir dudak
    kenarından başlasın istila. "Sen de kimsin!" levhalarıyla donatılsın
    şehir. Berber, "Kim kesti bu saçı!" desin kaldırıp bir kaşını, "Kime
    diktirdin bu ceketi!" diye makası şıkırdatsın terzi, doktor,
    gözlüklerini çıkartırken sorsun: "Kim koydu bu teşhisi!" Kim evet kim
    yolumuzu değiştirdi, hangi makasçı! Bize insan olmadığımızı söyleyen
    kim! Büyük İskender'in dalkavukları mı, imparatorlarını Jüpiter'in oğlu
    olduğuna inandırmak isteyen? Fakat o da ne yaralanıyor Büyük İskender
    savaşta. Kan kaybediyor, hani Jüpiter'in oğluydu! Gözlerine kavuşuyor o
    an ve gürlüyor dalkavuklarına: "Ne diyorsunuz! İnsan kanı değil mi bu!"
    Ah şairler! Siz büyüttünüz bu yaraları. Hermoderus, nereden çıkardın
    güneşin oğlu olduğunu Antigonus'un! Bak ne diyor sana: "Lazımlığımı
    boşaltan kişi, bunda güneşten bir şey olmadığını bilir! İnsan insandır!"


    Demek insan insandır, kibir
    nedir peki? "Büyüklük"tür. Böyle tarif eder kamus-ı kebîr. Bir kez
    büyük görmesin insan kendini, ne insanı, ne Tanrı'yı tanır. Tanrı'ya
    boyun eğmez, insana boyun eğdirmeye çalışır. Çirkinleşir büyüdükçe leke.
    Küstahlaşır büyüdükçe leke. Büyüdükçe küçülür. Kibri kadar noksanlaşır.
    Küçüle küçüle Kârun olur, küçüle küçüle Nemrut, küçüle küçüle Firavun!
    Büyüklüğü Tanrı'dan çalmak ister. "Ben de öldürür ve diriltirim!" der,
    bu aciz hırsız. Bu yüzden "kibir" engeldir cennete girmeye. Çünkü
    engeldir insanla insan arasında. Zerre kadar bile olsa düştüğünde kalbe.
    Koca delikler açıyor, suskun kraterler. Bir engeli aşmakla bitmiyor
    yarış. Engel engel üstüne. İpi göğüsleyene kadar.




    "Allahu ekber!" diye başlıyor namaz. Büyük olan Allah'tır. Rüku ve
    secde, bu sözle anlam kazanıyor. "Allahu ekber!" Eğiliyor Huzeyfe b.
    Yeman, O'nun önünde. Cemaat izliyor. Beraberce secdeye gidiyorlar. Yani
    toprağa, yani asıllarına. Fakat bir şey oluyor. Bir huzursuzluk duyuyor
    İmam Huzeyfe. Biter bitmez namaz dönüyor cemaate. "Ben bir daha imamlık
    yapmam!" diyor. Cemaat şaşkınlık içinde. "Çünkü namaz kıldırırken
    aklımdan 'Bu cemaatte benden liyakatlisi yok' diye geçirdim. Kibir
    işaretidir bu!" Ah Huzeyfe! "Allah Rasûlü (s.a.s.), kıyâmete kadar
    olacak şeyleri bana bir bir haber verdi," diyen Resûlullah'ın sırdaşı.
    İşareti görür görmez sorguluyor kendini. Çünkü hatırlıyor. Bir gün Nebî,
    yaklaşan bir adama bakıp, "Yüzünde şeytanî bir leke görüyorum!" demiş,
    yanına geldiğinde sormuştu ona: "Allah için sana soruyorum. Halk içinde
    senden daha üstün birinin olmadığını mı düşündürüyordu nefsin." Sorunun
    içindeydi cevap. Adam şaşkınlıkla, "Evet ey Allah'ın elçisi!" demişti.
    Ah işaretler! Afetten korumaya çalışıyordu Elçi. Felaket kendini
    beğenmeyle başlıyordu zira.


    Sürüler halinde
    uçuşuyorlar; kıpır kıpır, simsiyah. Konacak yer arıyorlar pürüzsüz
    beyaz. Kutsal yerler bile kurtulamıyor gölgelerinden. Ganimetler
    devşirirken manevî iklimlerden, ziyanla kapatılıyor defter. Oysa açılmak
    üzereydi hazine sandığı. Düşürmeseydi anahtarı Mekke'de. Bağdat
    ahalisinden biri tavaf ederken, önünde adamları kendisine yol açtıran
    bir kişiye takılıyor gözü. İbadetlerini tamamlayıp Bağdat'a döndükten
    bir zaman sonra köprüden geçerken bir dilenciye rastlıyor. Bu adamı
    Kâbe'yi tavaf ederken kendine yol açtıran zata benzeterek dikkatle
    yüzüne bakıyor. Dilencinin, "Ne bakıyorsun!" diye çıkışması üzerine,
    "Tavafta gördüğüm birine benzettim!" diyor Bağdatlı. Dilenciyi
    solduruyor bu benzetme ve konuşturuyor: "Evet o gördüğün adam benim.
    Herkesin tevâzuyla hareket ettiği bir yerde tekebbüre kapıldığım için
    herkesin yükseldiği bu köprü üzerinde Allah beni dilencilik zilletine
    düşürdü.".
    a.ali.ural



    Şiit ! Misafir, Konuya Mesaj Yazmıyacakmısın? Bak Seni Geçenler Var ! Ezilme Bence...

     [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

      Forum Saati Çarş. Mayıs 23, 2018 6:36 pm